Fatih, Şebnem ve Kaan Kısaparmak, müzikle dolu yaşamlarının kapısını açtı

On yıl aranın ardından 20. albümü “Bu Şehir Benden Sorulur”u çıkaran Türk halk müziğinin “Türkü Baba” lakaplı sanatçısı Fatih Kısaparmak, “Nice Nice Yıllara Sevgilim” albümüne imza atan sunucu eşi Şebnem Kısaparmak ve özgün müzik yapan 17 yaşındaki oğulları Kaan Kısaparmak, müzik ve üretimle geçen hayatlarını, yaşamdaki dönüm noktalarını ve hayata bakış açılarını AA muhabirine anlattı.

SORU: Merhabalar efendim, uzun zaman sonra tekrar bir aradayız. Kaan henüz doğmamıştı.

Şebnem Kısaparmak: “Evet, değil mi? 17 yıl bitti. Ben 8 aylık hamileydim o zaman. Son röportajdan bu yana 17 yıl geçmiş.”

SORU: Maşallah, ne güzel doğan büyüyor ve büyüyen üretmeye başlıyor. Bir geldiniz pir geldiniz. Yeni yılla birlikte aile boyu albüm yaptınız. Fatih Bey, sizin 20. albümünüz “Bu Şehir Benden Sorulur” dediniz, 10 yıl aradan sonra. Neden bu kadar ara verdiniz? İstanbul şehri çok büyük diye mi bu kadar uzadı ara?

Fatih Kısaparmak: “Neden bu kadar ara? Doğrusu, zaman içerisinde insanlar hep aynı şeyi tekrar etmekten belli bir yorgunluk duyabilir. Ben binlerce halk konseri verdim, bunu biliyorsun zaten. Halk konseri demek, uzun mesafeleri kat ettikten sonra kitlelerle buluşmak, oradan bir başka uzun mesafeye tekrar kitlelerle buluşmak için yol kat etmektir.”

SORU: Aslında araya giriyorum gitmediğiniz ülke de kalmadı sanırım dünyada?

Fatih Kısaparmak: “Ülkemi ve milletimi çok şükür, dünyanın gidilemeyen Antarktika hariç her kıtasında, sazımla türkülerimle temsil etme onuruna ulaştım. Bu arada 300 civarında beste yapmışım, derlemelerin yanı sıra. Başka sanatçı dostlara da verdiğim bestelerden oluşan ya da benim düzenlemelerine ve yapımına katkıda bulunduğum albümlerin toplam sayısı 50’yi geçti. Arkadan gençler geliyor. Ozan ve Kaan var. Başka gençler var. Hepsi bizim evladımız, kardeşimiz. Onlara da yol açmak lazım diye düşündüm. Bir süre işi garantiye aldım. Anadolu tabiriyle de yüreğimi nadasa verdim. Bu nadas süresi kovid ile birlikte biraz istem dışı olarak uzadı ama o süreçte de bir hayli yeni şiir yazma ve beste yapma imkanı buldum. Bunların sayısı 90’ı geçince, yapımcı arkadaşlar bunlardan bir seçki hazırlayıp mevcut günün koşullarına uygun olarak dijitalde paylaşalım dediler. Dolayısıyla ben kendimi stüdyoda buldum ve 13 eserden oluşan bir albüm çıkardım. ‘Bu Şehir Benden Sorulur’ dedim.”

SORU: Harikasınız emeklerinize sağlık. Bu arada Şebnem Hanım sizin ve Kaan’ın da katkıları bu albümde çok büyük değil mi?

Fatih Kısaparmak : “Bu Şehir Benden Sorulur’un bestesi benim, sözlerini Şebnem yazdı. Benim albümümde Kaan’ın 4 bestesini seslendirdim. Yine albümde Kaan’ın, Ahmet Koç dışında aranjörlüğü var. 3 bestenin aranjörlüğünü yaptı. Basgitarları büyük oğlumuz Ozan çaldı.”

SORU: Siz müzik piyasasına evlatlar yetiştirmişsiniz sanki?

Fatih Kısaparmak: “Hepsi bizim evladımız. Sonuç itibarıyla çok şükür. Onların sanatsal mürüvvetlerini görmek, büyük mutluluk vesilesi. Allah’ıma sonsuz kez şükürlerimi sunuyorum. Bize yıllardır omuz veren, yüreğinde yer ayıran büyük milletime sonsuz kez şükranlarımı, teşekkürlerimi sunuyorum. Bizler haddini bilen, ne yaptığını düşüne taşına yapan, sade ve sakin bir hayat yaşayan insanlar olarak halkımızın huzurundayız. Bizi hiç yanıltmadılar. Hepsine, ayrı ayrı bütün yurttaşlarıma şükranlarımı tazeliyorum.”

SORU: Şebnem Hanım sizin de albümünüz “Nice Nice Yıllara Sevgilim” çıktı. Hayırlı olsun.

Şebnem Kısaparmak: “Nice Nice Yıllara Sevgilim single olarak çıktı ama biz 12 şarkılık bir başka albüm daha hazırladık. Aslında Nice Nice Yıllara Sevgilim, bu albümün içinde olacak bir şarkıydı. Yine olacak. ‘Şarkılar Bizi Söyler’ programında biz bunu okuyunca, mecburen (erken) çıkmak zorunda kaldı. Mecburen dedim çünkü paylaşmak istemiyorduk eseri aslında ama paylaşmış olduk. Radyolardan özellikle çok büyük destek aldı şarkı. Hatta Hop Dedik Ayhan, ‘Aranan kan, aranan şarkı bulunmuştur. Evlilik yıldönümlerinin de vazgeçilmez şarkısı olacak Nice Nice Yıllara Sevgilim.’ dedi.”

SORU: Leyla misali çok sevdiğinizi söylüyorsunuz. Bunlar çok güzel, özel duygular. Fatih Beyi 1991 yılından beri çok güzel bir aşkla seviyorsunuz zaten. Bu tabii ki evlatlarınızla katlanarak büyüyen bir aşk ve sevgi oldu. Tanışmanızın 2. gününde gelen evlilik teklifiniz vardı. Bu tatlı anınızı hatırlatmanızı istesem?

Şebnem Kısaparmak: “Evet, 1990 yılından beri sürüyor. Biraz şok aslında. Antalya’da tanıştık biz. Ben TRT’de spikerlik yapıyordum o zaman. ‘Bizden Size’ programını sunuyordum programcı olarak. Zaten tek kanaldı, tek eğlence programıydı Bizden Size. Çok da değerli, çok kıymetliydi. Başka kanal yoktu. Antalya’ya gittik çekim için. Fatih oraya geldi, tanıştık. çok da ilginç. Zaten basında da hep o günlerde yan yana resimlerimiz denk düşüyor hep aynı sayfalarda falan böyle. Tanıştık, arkadaş olduk. Bir anda çok büyük bir güven duygusu verdi bana. Yani bir arkadaşlık olarak bakmıştım ben meseleye.”

Fatih Kısaparmak: “Hala arkadaşız canım.”

Şebnem Kısaparmak: “Hala arkadaşız. Hayat arkadaşıyız. İkinci günde evlenme teklif etti. Ben gerçekten şok oldum. Çünkü 20 yaşındaydım. Şaşırdım. Yeni spikerlik yapıyordum. Ama iyi oldu, iyi ki de evet demişim. Ama evet demem o anda olmadı, daha sonra oldu.”

SORU: Evet de hayır da dememişsiniz galiba orada. Ne demiştiniz? Fatih bey de utandı, kızardı bu arada.

Şebnem Kısaparmak: “Vallahi çok zorlandı o da söylerken. Ben de şok olunca herhalde, onun etkisiyle dedi ki bana; ‘Ben kimseye, seni seviyorum demedim. Kimseye evlilik teklif etmedim, evlenmeyi de hiç düşünmüyordum ama seni ilk gördüğüm anda, işte evleneceğim kız, dedim. Seni seviyorum.’ dedi. Evlilik teklif etti. Ben de o şokla ‘Ne yapalım yani?’ demişim. Gerçekten herhalde şok anıyla söylemiş oldum diye düşünüyorum.”

“Herhalde bağlamayla iyi dertleştim, söyleştim”

Fatih Kısaparmak: “Albümlere geçelim mi?”

SORU: Kaan’ın da yeni ve ilk albümü “Eğilmem” geldi. Böyle fırtına gibi geldin Kaan. Hayırlı olsun. Okulun devam ediyorken bu albüm fikri, nasıl ortaya çıktı?

Kaan Kısaparmak: “Öyle oldu. Çok teşekkür ederim, sağ olun. ‘Aysun Doğan Güzel Sanatlar Lisesi’ son sınıf öğrencisiyim. Babamın dediği gibi pandemi sürecindeyken, online eğitime geçmiştik henüz. İşte o sıra biraz herhalde bağlamayla iyi dertleştim, söyleştim. Herhalde fazla kurcaladım gerçekten. Orada birkaç ezgi çıkınca babama dinlettim. ‘Böyle bir şeyler çıktı, nasıl?’ dedim. Babam çok beğendiğini ve bunlarla uğraşmak istediğini söyledi. İlk günü o ‘Eğilmem’ albümümde ‘Güneş Bile Üşüyor’ diye bir parça var. Profesyonel olarak ilk o yapıldı.”

Fatih Kısaparmak: “Bu stüdyoda kaydettik zaten.”

Kaan Kısaparmak: “Ondan sonra babamın albümde bir parça çıktı, ‘Firari Yollar’ isminde. Ondan sonra ‘Çiçek Açmaz Darağacı’ var babamın albümünde. Öyle öyle gelip, gittik. Beste sürecim 3- 4 senedir falan süren bir şeydi. Bunları albüme taşımaktan da çok mutluyum. Babama da çok teşekkür ederim.”

Fatih Kısaparmak: “Estağfurullah.”

Kaan Kısaparmak: “Annem zaten her zaman destekçim. Albüme vokal bile yaptı yani öyle söyleyeyim.”

SORU: “Bağlamayla dertleşmek” diyor Kaan bey. 17 yaşında bir genç için gerçekten özel, önemli ve ne kadar derin sözler böyle? Bu sanırım ki aileden aldığı müzikal eğitim ve terbiyenin iz düşümü olmalı?

Şebnem Kısaparmak: “Yaşından çok büyük Kaan, çok olgun.”

Fatih Kısaparmak: “Ben sanatçıların ve bilim insanlarının farklı olduklarını, farklı kumaştan geldiklerini düşünürüm. Buna da inanırım. Dünyayı kurtaracaksa sanatçılar, bilim insanları ve anneler kurtarır diye düşünürüm. Dolayısıyla sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur. Kaan ve Ozan ile Kaan ve Ozan gibi bugün ülkemizin gurur, iftihar abidesi olan, yarınlarda çok daha büyük övünç, kıvanç kaynağımız olacak olan on binlerce genç evladımız var. Konservatuvarlardan, güzel sanatlar liselerinden yetişen en az on binlerce evladımız var. Bunlar bizim sesimizi çoğaltacak, sözümüzü yüceltecek. Buna içtenlikte inanıyorum.

Kaan’la ilgili şunu da ekleyeyim Dilek ablası müsaadenle, o söylemedi ama bence çok önemli bir şeydi bu, Kaan, eserlerinin sözlerini yazıyor, bestelerini, birçoğunun düzenlemesini, aranjelerini yapıyor. Sentetik sesleri, dijital sesleri kaydediyor, yetinmeyip üstüne akustik enstrümanlarla, örneğin bağlama ailesinin fertlerini, buzukisini, udunu, cümbüşünü, tarcüşünü çalıyor, kayıtlarını yapıyor.”

“Azerbaycan’da Kaan’a ‘Türkü Bala’ diyorlar”

SORU: Yani tek kişilik dev orkestra gibi öyle mi?

Fatih Kısaparmak: “Evet, bu maşallahlı bir durum. Bende bu kadar geniş bir yelpaze yok. Kaan benden çok daha ileride.”

SORU: 1980’lerin sonu, 1990’ların başında “Kilim- Nazlı Bebe” albümünüzle çıktığınızda milyonlara ulaşan halk konserleri döneminiz oldu. “Çağdaş Ozan”, “Bay Kilim”, “Türkü Baba” lakapları üzerinize gerçekten çok güzel oturan elbiseler oldu.

Fatih Kısaparmak: “Eyvallah.”

SORU: Şimdi Kaan ile boynuz kulağı geçecek mi diyorsunuz?

Fatih Kısaparmak: “Boynuz kulağı geçer. Böyle bir doğru vardır.”

Şebnem Kısaparmak: “Bu arada Azerbaycan’da Fatih’e ‘Türkü Baba’, Kaan’a da ‘Türkü Bala’ diyorlar. İsim koydular.”

SORU: Bala ne demek?

Şebnem Kısaparmak: “Çocuk.”

SORU: Ne güzel. Kaan böyle yorumları, tanımları seviyor musun?

Kaan Kısaparmak: “Genellikle seviyorum tabii, sevmez olur muyum? Zaten onun için yapıyoruz.”

Fatih Kısaparmak: “Paylaşarak çoğaltıyoruz.”

Şebnem Kısaparmak: “Aslında bu yaşta bir çocuğun gerçekten kendi kültürünü, türkülerini milli-manevi değerlerini ortaya çıkarması, onu sahiplenmesi, türküler, besteler yapması gerçekten çok güzel. Yani ben oğlum olduğu için gurur duyuyorum. Hakikaten çok hoşuma gidiyor. Zaten türkü söyleyen çocukları çok seviyoruz. Her zaman da ‘Allahım benim oğullarımla birlikte bu ülkenin bütün çocuklarının yolunu, bahtını açık eyle yarabbim.’ diye dua ederim. Gerçekten her dua ettiğimde sadece kendi çocuklarıma etmiyorum. Bu ülkenin bütün çocuklarına dua ediyorum. Çünkü geleceğimizi onlara emanet. Allah hepsinin, bütün gençlerin yolunu açık etsin inşallah.”

Fatih Kısaparmak: “İnşallah.”

SORU: Sizin gibi yetenekli anne-babadan olmaları, çok özel yeteneklerini de ortaya çıkartıyor bir anlamda. Büyük oğlunuz Ozan Bey de bas gitar çalıyor ve farklı müzik türlerini deniyor sanırım. Daha deneysel, caz müzik değil mi?

Fatih Kısaparmak: “Doğru. Ozan, Bilgi Üniversitesinde müzik teknolojileri, ses mühendisliği ve kompozisyon tahsil etti, İngilizce olarak. Enstrüman olarak basgitarda karar kıldı. O söylediğin gibi başka kulvarlarda ama netice itibarıyla bu büyük yatakta akan ortak nehrimizde çaba harcıyor.”

Şebnem Kısaparmak: “Çok farklı bir tarzı, farklı bir duruşu var. Gurur duyuyoruz Ozan’la da.”

SORU: Ozan Bey tip olarak, Kaan da ses olarak size benzemiş Fatih bey. Duruşlarını da sizden almışlar Şebnem Hanım.

Şebnem Kısaparmak: “Evet.”

“İlk bestemi 13 yaşında yaptım”

SORU: Fatih Bey, Kaan’ın beste yapmaya başlama yaşı 17. Sizin ilk beste yaptığınız, söz yazdığınız yaş kaçtı?

Fatih Kısaparmak: “İlk bestemi orta birinci sınıfta yapmıştım. Demek ki 13 yaşındaymışım. Rahmetli babamın bir şiirini bestelemiştim. Babam ve annem öğretmendi, eğitimciydi. Babam aynı zamanda şairdi ve keman çalardı. Onun anneme yazdığı bir şiiri bestelemiştim. Daha sonraki yıllarda müzikle ilgim, bağlamayla özellikle hep sürdü. Fakat normal tahsil hayatıma devam ettim. Sonrasında 1985 yılında Unkapanı ile tanıştım. Profesyonel meslek hayatım 1985’te başladı. Yani 38’inci yılımı sürüyorum profesyonel meslek hayatımda. Kırkıncı yılıma merdiven dayamış durumdayım.”

SORU: Az bir zaman dilimi değil.

Fatih Kısaparmak: “Bir ömür gerçekten. Bu arada şunu da ekleyeyim, Ozan da Kaan da bileklerinin hakkıyla, hak ederek bulundukları yerdeler ve hak ederek olacakları yere yürüyüp, koşacaklar.”

SORU: Evet, aslında riskli bir durum değil mi ünlü bir anne-babanın çocuğu olmak? Eğer gerçekten eğitimleri ve yetenekleri yoksa gerçekten çok üzücü olabiliyor hayatları, değil mi?

Şebnem Kısaparmak: “Evet, gerçekten çok zor.”

Fatih Kısaparmak: “Çok zor. Sanatta, sporda, yetenek gerektiren işlerde torpil olmaz.”

Şebnem Kısaparmak: “Evet, mümkün değil.”

Fatih Kısaparmak: “Zaten olsanız da bir işe yaramaz. Bir yere kadar gelirsiniz, bir yerden sonra nefesiniz tıkanır, duvara yaslanırsınız. Yani gerçekten yeteneği olan insanların platformunda bu gençler koşuyorlar.”

SORU: Bağlamayla dertleştim diyen, “Eğilmem” ve “Kurtuluş Zeybeği” gibi bir parça yapan bir genç olarak Kaan torpille hareket edecek birine hiç benzemiyor zaten.

Kaan Kısaparmak: “Sözleri babamın, beste benim aslında.”

Fatih Kısaparmak: “Kurtuluş Savaşımız ile ilgili bir türkü aslında. Çağdaş bir türkü.”

Şebnem Kısaparmak: “Çok sağlam okuyor. Aynı zamanda çok iyi bir solist Kaan yani iyi bir yorumcu. Gerçekten detone olmadan, gırtlağını yerinde kullanarak çok iyi yorumluyor. Yani besteci olabilirsiniz ama aynı zamanda iyi bir yorumcu olmak zor bir şeydir. Aynı zamanda enstrümanını çok güzel çalıyor. Mesela bütün şarkılarının aranjesini Kaan yaptı ve bütün bağlamaları Kaan çaldı. Bağlamaların dışında bas gitar, ut, perdesiz gitar çaldı. Yani her enstrümanı hemen hemen çalabilme yeteneği var, nefesliler dışında. Gerçi onda da var ama.”

SORU: Ne güzel, rahatça bir albümü teslim edebiliyorsunuz demektir bu?

Şebnem Kısaparmak: “Kesinlikle. Benim albümümün çok iddialı olduğunu düşünüyorum.”

SORU: Biraz bahsedebilir misiniz albümden?

Şebnem Kısaparmak: “Çok değişik bir albüm yaptık. Sound olarak da eski özlenen bir sound oldu. Yani bizim genç kızlık zamanlarımızda meşhur olan arabesk şarkıların yanı sıra yine sözü müziği bana, Fatih’e ait olan eserleri de seslendirdik. Ama tamamen Kaan’ın katkısı var. Yani aranjman mantığı, onun bağlama çalımı, onun ruhunu koyması var. Yani mesela bir şarkıda az önce dinledin biliyorsun, yani o kemanlar. İnanılmaz iddialı bir albüm oldu. Kaan’ın bundaki payı çok çok büyük. Ben gerçekten çok şanslıyım.”

“Kaan’ın, Şebnem’in ve benim tuttuğum nabız geniş yaş skalasını kapsayabilir”

SORU: Sanırım Kaan’ın da etkisiyle hem gençleri de cezbedecek bir albüm olacak hem de orta yaş ve üzerini galiba?

Şebnem Kısaparmak: “Evet sen öyle dedin, inşallah.”

Fatih Kısaparmak: “Çok doğru bir tespit bu. Kaan’ın, Şebnem’in ve benim tuttuğum nabız gerçekten geniş yaş skalasını kapsayabilir.”

Şebnem Kısaparmak: “Yani bu yılın en iddialı albümü olacak diyebiliriz.”

SORU: Fatih Bey, siz yorumculuk, söz yazarlığı ve besteciliğinizin öncesinde Varlık dergisi ve edebiyat dergilerinde röportajlar yaparak hayatınızı sürdürüyordunuz. Aslında buna da devam etmek istemişsiniz öyle mi?

Fatih Kısaparmak: “Hem de nasıl. En büyük idealim gazeteci olmaktı. 2 sene kadar kısa süreli de olsa Ankara’da gençlik yıllarımda parlamentoda foto muhabirliği yaptım. İstanbul’a geldiğim dönemde ‘Varlık’ başta olmak üzere çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde şiir, makale ve röportajlarım yayınlandı. Mesela iki sayısında Varlık’ın o dönem ‘Arabesk’ dosyası diye kapaktan girdiğimiz dosyalar hazırlamıştım. Seksenli yılların başından bahsediyorum. Dolayısıyla o işi çok sevdim, çok severek yapıyordum. Yani büyük hayalimdi iyi bir gazeteci olabilmek, güzel röportajlar yapmak, roman yazmak. Fakat insanların yaşam dengeleri, kader kavşağı, kırılma anları var hayatlarında.”

SORU: Neydi sizin kırılma noktanız?

Fatih Kısaparmak: “Babamın vefatı.”

SORU: Allah rahmet eylesin.

Fatih Kısaparmak: “Amin, hepimizin. Üniversiteye ilk girdiğim dönemdi. Babamı kaybettikten sonra Kaan’ın ifadesiyle sazımla dertleştim. Daha çok müziğe yer verdim hayatımda ve kendi kendime müzik terapi yaptığım seanslarda ürettiğim şeyleri kaydettim. Bir gün birisi bunların beste olduğunu söyledi. İlk albümüm ‘Kilim’in repertuvarı böyle oluştu. Ardından 19 albüm daha yaptım. Bugüne kadar geldik.”

SORU: Ama bu kader döngüsü ne kadar da güzel olmuş. Çağdaş ozanlığa gidiş yolu yine aslında yazın dünyası içinde olmuş ve şarkı üretmekle birlikte varsınız.

Fatih Kısaparmak: “Tabii, yine şiirle uğraşıyorum. Mesela bir dönem size şöyle söyleyeyim, sanki bir gazetede köşe yazarıymışım gibi her Allah’ın günü mutlaka bir makale kaleme aldım. Bunu kimse bilmez. Hatta bunları dosyalar halinde yıllarca sakladım. Roman değil ama öykü denemelerim oldu. Şiir kitabı yayınladım, basılan öykü kitabım oldu.”

SORU: Biri de incelemeler ve derlemelerin olduğu “Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı” isminde kitabınızdı değil mi?

Fatih Kısaparmak: “Doğru. Yukarı Fırat havzasında, Harput odağında dil etnolojisini araştırdığım bir kitaptır o. O da benim özel ilgi alanıma giriyor.”

SORU: Devamı gelir mi böyle çalışmaların?

Fatih Kısaparmak: “Var, onun genişletilmiş 2. baskısı hazır. Fakat dedim ya, önceliğimiz artık hep müzik. Çünkü ben kendimi, varoluş nedenimi bu gezegende bulunuş sebebimi en iyi müzikle ve şiirle ifade edebildiğimi düşünüyorum.”

“Şimdiki gençler çok çabuk pes ediyor”

SORU: Uzun yıllardır mutlu bir evliliğiniz var. Şimdiki zamanda evlilikler de, ilişkiler de çok kısa sürüyor. Gençler arasında o denge sağlanamıyor ya da başka türlü öncelikleri ve bakış açıları var. Mutlu ve huzurlu giden bir evliliğin formülü, sırrı var mıdır? Bu anlamda gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Şebnem Kısaparmak: “Evlilik zor aslında. Düşünün, bazen çok farklı kültürlerden iki kişi bir araya geliyor ve bir mayalanma süreci yaşıyorsunuz o dönemde. O sizden, siz ondan bir şeyler alıyorsunuz. Ondan sonra siz o mayayla çocuklar yetiştiriyorsunuz. Şimdi öyle bir şey ki bu herkesin kendi aile kültürü var, bu ayrı bir şey. Şimdiki gençler çok çabuk pes ediyor. Pes etmeyeceksiniz. Mesela, bizim kaç yıl oldu?”

Fatih Kısaparmak: “32 yıl.”

Şebnem Kısaparmak: “32 yıl olacak bu yıl. 32 yıl gerçekten kolay geçmiyor. Yani bazen sabretmek, birbirini anlamaya çalışmak, empati yapabilmek çok önemli. ‘Şebnem kayınvalidesini çok sever, hep kaynanasını anlatır.’ falan derler hep. Bakın öyle bir süreç geldi ki, neredeyse ben kayınvalide olacağım artık. Benim şöyle bir nasihatim olsun; hiçbir şekilde eşinizin ailesiyle kötü ilişkiler yaşamayın. Anlamaya çalışın, daha çok sevecen olun. Daha çok verici olun, daha anlamaya çalışın. Her şey çok daha güzel oluyor. Birbirlerinin ailelerini kabul ettikleri zaman aslında evlilik daha sağlam yürüyor. Çünkü öyle bir şey oluyor ki, ikimizin arasında bir problem olsa kayınvalidem beni tutar. Benim babam da Fatih’i tutar. Eğer gerçekten böyle aileleriniz varsa çok güzel. Aile bizim toplumumuzda çok önemli. Aileler hep evliliklerin içinde bir şekilde. Bizim zamanımızda da öyleydi, şu anda da öyle. Hep birlikte mutlu olabiliyoruz. Yani ne ben sadece eşimle mutlu olabilirim ne eşim sadece benimle mutlu olabilir. Onun annesi, işte benim babam, benim ailem, çocuklarım, amca, yenge, teyze. Biz böyle yaşayan bir aileyiz. O şekilde mutluyuz. Güveniyoruz birbirimize. Zorluklar olmuyor mu? Tabii ki oluyor ama birlikte aşmaya çalışıyor ve aşıyoruz.”

SORU: Böylece sevgi paylaştıkça çoğalıyor değil mi?

Şebnem Kısaparmak: “Evet benim programımın adıydı. ‘Şebnem Kısaparmak’la Paylaştıkça’. 2005 yılında başlamıştım. Paylaştıkça kelimesi o zaman yoktu. Hatta Kanal genel müdürü dedi ki bana, ‘Ya Şebnem bu paylaştıkçayı nereden buldun?’ Ben 2000 yılında ilk çıkardığım albümde ‘Paylaşmak istedim.’ demiştim. Sevgi paylaştıkça çoğalır, acılar paylaştıkça azalır derken, paylaştıkça bugün çok önemli bir yere geldi. Bu kelimenin içini doldurabilmek çok güzel. Çünkü insan paylaştıkça var. Gerçekten paylaştıkça var. Derdi paylaştıkça azaltıyoruz. Sevinci, sevgiyi, gülümsemeyi paylaştıkça çoğaltıyoruz. Yani sabah evden çıktığınız zaman, komşunuzla bir selam, bir gülümseme paylaşıyorsanız hayat öyle güzel. Paylaşmak bence çok önemli ve çok sihirli bir kelime.”

Fatih Kısaparmak: “Kesinlikle. Başka ne anlamı var ki hayatı yaşamanın? Yani bir toz zerresi kadar bile olmadığını gördüğümüz şu koskoca bildiğimiz dünyadan neyi götüreceğiz? Para, pul, makam, mevki, şan, şöhret, gençlik vs. Sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şey aslında birer yanılsama değil mi? Kalıcı olan değerler uğruna yaşamak olmalı işte.”

Şebnem Kısaparmak: “İnsanlar mutluluk, huzur arıyor ama iç huzuru bulabilmek çok önemli. Yani iç huzura erişmek, o olgunluğu demlendirmek gerçekten çok önemli. Bazen insanlar çok sinirli oluyor, ‘Hep bunlar benim başıma geliyor?’ falan diyorlar. İşte böyle noktalarda biraz daha sakin olup, şöyle oturup, ne oluyor demeli. Bu çok mu önemli? Şimdi Allah’a çok şükür sevdiklerim yanımda, çocuklarım, eşim sağ. Babam, kardeşim var diye bir düşünceye girdiği zaman birden bire sakinleşiyor. Hayattaki en kıymetli şeyin aile olduğunu düşündükçe gerçekten hayata karşı sabrı da şükrü de fazlalaşıyor. İç huzuru bulan mutluluğu buluyor. Huzur, mutluluk bence hep burada. Mutluluk insanın içinde, kalbinde ve beyninde.”

Fatih Kısaparmak: “Ve müzikte.”

Şebnem Kıbaparmak: “Ve müzikte, tabii.”

SORU: Kaan senin de düşüncelerini alalım. Böyle güzel bir ailen var. Uzun yıllardır evliler. Okulda arkadaşların arasında ailesi ayrılıklar yaşayanlar var mı? Arkadaşlarınızla sorunlarınızı paylaşıyor musunuz?

Kaan Kısaparmak: “Tabii ki, mutlaka var. Şöyle söyleyeyim, ben arkadaşlarımla fazla iç içe yaşamıyorum. Okul arkadaşlarım, okulda kalıyor genellikle. Hayatımın içinde yer eden 3-4 arkadaşım var. Onlarla görüşürüm genellikle. Sağlam dostluklar onlar gerçekten. Bugün telefon rehberimi açsam bin küsur numara bulabilirsiniz ama bunlar sadece çevremde merhabalaşacağım, ‘Hoş geldin’ diyebileceğim ama onun dışında evime almayacağım, evimde yatırmayacağım, birlikte sofrayı paylaşmayacağım insanlar. Onun için de arkadaşlarımla çok fazla bir şey paylaşmıyorum. Müzik okulunda olduğumuz için müziklerimizi paylaşıyoruz genellikle.”

Fatih Kısaparmak: “Bir şey ekleyebilir miyim? Kaan çok güzel konuşuyor fakat bazı noktalar var ki mesela bence çok önemli, onu atlamamak lazım. Kaan evin içinde bile, kendi odasında, kendi başına yeten bir kişiliğe sahip. Uzun saatler boyunca biz Kaan’ı görmüyoruz. Kulaklığını takıyor, müzik ürettiği sistemine dalıyor. Bazen güneşin doğduğunu falan sonradan fark ediyor. Müzik için yaşayan, müzikle yaşayan bir genç. Bence başarının temelinde de bu var. Bu azim var.”

SORU: Evet azimlilik ve yanında kendi başına sıkılmamak da var sanırım içinde?

Fatih Kısaparmak: “Bravo, asla sıkılmıyor.”

Şebnem Kısaparmak: “24 saat çalışıyor. Ben bazen bir kalkıyorum, bakıyorum gece 02.00-03.00 çalışıyor. Kaan inanılmaz çalışıyor, saatlerce bağlama çalıyor, çok az uyuyor ama hayatının büyük bölümünü gerçekten evde stüdyoda geçiriyor. Hani gençler çıkar, gezer. Kaan’ın öyle bir hayatı yok.”

Fatih Kısaparmak: “Günde 8-10 saat bağlama çalıyor, müzik yapıyor.”

“Her iki oğlum da benden çok daha ilerde”

SORU: Sanırım ustalaşmaya, virtüözlüğe giden başarı da böyle geliyor, değil mi?

Fatih Kısaparmak: “Evet, kesinlikle.”

Kaan Kısaparmak: “Hiçbir şey çalışmadan olmuyor zaten. Ama sadece teknikle de olmuyor. Ruhunu da katmak çok önemli.”

Fatih Kısaparmak: “Ağabeyi de böyleydi. Ozan da mesela kulaklığını takardı, saatlerce gitarını elinden düşürmezdi. Kaan da sazını, bağlamasını elinden düşürmüyor. Ben de bir dönem böyleydim. Ama her iki oğlum da benden çok daha ilerde. Bunu tüm samimiyetimle, onur duyarak söylüyorum.”

SORU: İki oğlunuzla enstrümantal bir konser vermeyi düşünüyor musunuz?

Fatih Kısaparmak: “Olabilir. Belki bir ‘Babalar Günü’ konseri yapabiliriz.”

Şebnem Kısaparmak: “Babalar günü var zaten. Kuruçeşme’de olacaklar 18 Haziran’da. Babalar Günü konseri. Babalar ve oğulları, inşallah.”

Fatih Kısaparmak: “Allah sağlık verirse, bir aksilik olmazsa.”

SORU: Bir dönem ortalığı kasıp kavuran, hala dinlediğimizde içimize işleyen “Bu Adam Benim Babam” şarkınız aklıma geliyor. Babalık duygusunu, evlat-baba ilişkisi çerçevesinde sizin babanızla ve çocuklarınızla olan ilişkinizi nasıl yorumlarsınız?

Fatih Kısaparmak: “Eyvallah, sağ olun. Bu ilişki çok önemli. Özellikle erkek çocukları için baba rol modeldir. Tabiatıyla benim için de öyleydi. Rahmetli babam, benim hayatımda tanıdığım en özel, en güzel insandı. Onu taklit ederek büyüdüm. Onu takip etmeyi öğrendim. Taklit ve takip süreci bittikten sonra ona saygı, hürmet aşamasındayım. Yani o gerçekten muhteşem bir insan ve çok iyi bir babaydı. Ben onun evladı olmakla kendimi çok şanslı sayıyorum. Ondan öğrendiğim şeyleri ve hayatın bana öğrettiği diğer şeyleri bir araya getirip, çocuklarıma babalık yapmaya çalışıyorum. Umarım onlar da bir gün benim babam hakkında söylediğim şeyleri benim için söyler. Aslında ben onlardan çok şey öğreniyorum. Onlara bir şey öğrettiğimizi falan zannediyoruz biz büyükler aslında onlardan çok şey öğreniyoruz. Mesela, çocuklarım bana baba olmayı, rol model olmayı öğretti. Dolayısıyla onlar donmamış beton gibi. Üstüne çizdiğiniz şey kalıcı. Onlar bana sorumluluk öğretti. Gerçekten ebeveyn-evlat ilişkisini çok önemsemek lazım.”

SORU: Allah ağzınızın tadını bozmasın, gençlerin de ayaklarına taş değdirmesin diyelim.

Fatih Kısaparmak: “Hiç kimsenin. Amin, gözlerine yaş, ayaklarına taş değmesin. İnşallah hep sizin gibi böyle mütebessim olurlar hayata dair.”

Şebnem Kısaparmak: “Evet. Allah bütün gençlerimizin, çocuklarımızın yüzünü güldürsün inşallah.”

SORU: Şebnem Hanım kendinizi yalnız hissediyor musunuz?

Şebnem Kısaparmak: “Ne bakımdan?”

SORU: Bir kız çocuğunuz olsun ister miydiniz şu hayatta? Erkek evlatlar da çok kıymetli ama siz sanki tamamen erkeklerle sarılmış haldesiniz evde, öyle değil mi?

Fatih Kısaparmak: “Erkek egemen bir aile.”

Şebnem Kısaparmak: “Gerçekten öyle. Hatta ben ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ gibiyim. Gerçekten öyle. Annemi çok erken, 49 yaşında kaybettim. Bir kız kardeşim yok. Dolayısıyla işte Kaan, Ozan, Fatih, babam, erkek kardeşim ve onun oğlu var. Yani kimse yok kız olarak.”

Fatih Kısaparmak: “Benim ailemde de kız çocuğu yok.”

Şebnem Kısaparmak: “Hiç kimse yok benim. Yani hepsine annelik yapıyorum.”

SORU: Ana kraliçesiniz yani?

Şebnem Kısaparmak: “Evet öyle diyorlar. Babam dahil diyor ki, ‘Sen bizim annemizsin.’ Şebnem anne, diyorlar. Bu da çok güzel bir şey. Tabii ki kızım olsun isterim ama ben diyorum ki gelinlerim benim kızım olacak. Kayınvalidem bana öyle derdi. ‘Sen benim kızımsın. Fatih’ten daha öndesin benim için.’ derdi. Hakikaten öyleydi. Daha önde tutardı. Bekliyorum ki inşallah çok güzel gelinlere sahip olacağım. Onlar benim kızım olacak.”

SORU: Kaan’ın var yolu daha ama Ozan beyin var mı bilmiyorum?

Şebnem Kısaparmak: “İnşallah bekliyoruz. Kızım olacak inşallah. Bekliyoruz, torunlarımız olur inşallah.”

SORU: Fatih Bey, sayısız kurum ve kuruluştan sayısız ödülünüz var. Bunun yanı sıra Fırat Üniversitesi tarafından verilen fahri doktoranız var.

Fatih Kısaparmak: “Bu çok önemli, benim için çok değerli, çok kıymetlidir.”

SORU: Bunun yanı sıra Malatyaspor, Elazığspor yönetim kurulu üyeliğiniz vardı futbolda. Sanatla birlikte bu görevlere, ödüllere baktığımızda, geride durarak, kendinizi ön plana atmadan bu kadar özel ödül almanız ve gönüllerde yer etmeniz çok önemli. Neler hissediyorsunuz ve son olarak gençlere ne tavsiyeleriniz olur?

Fatih Kısaparmak: “Estağfurullah. Allah’ın şanslı kullarıyız. Ben buna inanıyorum. Çok şükür. Sohbetimizin başındaki cümlelerden birini açarak söylemem gerekirse, sanatçılar, bilim insanları, edebiyatçılar bence görevli varlıklardır. Buna inanıyorum. Bu gezegene bir görevi, misyonu üstlenerek, yüklenerek, programlanarak geldiğimizi düşünüyorum. Bu bir sorumluluktur. Yani ben doğduğumda elimde mikrofonla doğmadım. Bir gün Türk halkı bana bir mikrofonu emanet etti. Yaradanım bana bir mikrofonu lütfetti. Onun sorumluluğunu taşımak zorundayım. Oradan, şu anda olduğu gibi sizlerin sayesinde, daha geniş kitlelere sözümüzü ulaştırabiliyorsak, bu bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Dolayısıyla ettiğimiz her sözden, her mimiğimizden, jestimizden, oturmamızdan, kalkmamızdan, ürettiğimiz eserlerdeki kelimelerden, kısacası her şeyiyle bu hayattan sorumluyuz. Bunun gereğini yapmakla yükümlüyüz. Bunun gereği ne? Bence kendini bilmek, tanımak, çevresine, halkına, milletine ve neticede tüm insanlığa kapasitelerimiz ölçüsünce doğru mesajları ulaştırmak, doğru hedefler sunmaktır. Yani müzik çok etkin bir iletişim aracı. Birebir herkese ulaşabiliyor. Bu nedenle çok ağır bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Bunun çok yıpratıcı, zor bir iş olduğunun farkındayım. Ama şükürler olsun, Allah’a çok şükür ki biz bugüne kadar yanılmadık, yanıltmadık. Bundan sonra da umarım son nefesimize kadar geldiğimiz gibi yürürüz.”

SORU: Uzun yıllar inşallah sizlerle birlikte oluruz.

Şebnem Kısaparmak: “İnşallah, çok teşekkür ederiz.”

SORU: Kaan bir maxi single’ın geldi Eğilmem’in ardından. Bahsedebilir misin ondan?

Kaan Kısaparmak: “Evet, yeni 3 şarkılık maxi single çıkarttım, ‘Hayatın Mermisi İşlemez Bana’. ‘Eğilmem’in ikincisi, devamı gibi aslında. Kısa bir süre oldu, ‘Eğilmem’den 5,5 ay sonra çıktı yaklaşık. Ama dönem maalesef eski kaset, albüm dönemi gibi olmadığı için ve henüz yaşımın 17-18 oluşundan dolayı hem konser yapamıyorum hem de programlar yok artık eskisi gibi. Bir tanıtım yapamıyoruz. Onun için aslında habire üretmek gerekiyor.”

Özgün müzik yapıyorum ve bu halkın çocuğuyum. Bu yüzden halkıma ithafen bu müziği yapıyorum”

SORU: Sosyal medya tanıtma ve yayma konusunda destekleyici olmuyor mu sence?

Kaan Kısaparmak: “Ben o konuda biraz sitem ediyorum aslında. Neden ediyorum? Ben özgün müzik yapıyorum ve bu halkın çocuğuyum. Bu yüzden halkıma ithafen bu müziği yapıyorum. Ama bence özgün yani Türkçe protest müzik demeyi de daha çok doğru buluyorum. Beni dinleyenlerin hepsine gönülden teşekkür ediyorum. Bir pop bestesi yaptığımız zaman yaklaşık bu sizi 5-10 sene götürebiliyor. Benim sitemim şu, 8-10 şarkılık bir albüm yapıyoruz ve bunun içinden anca 1-2 şarkı sıyrılabiliyor. Ben de bir iki şarkının arkasına saklanmak istemiyorum. Bu iki şarkıyla konser de yapamazsınız, program da veremezsiniz zaten.”

SORU: Ama çok sayıda da eser üretiyorum diyorsun?

Kaan Kısaparmak: “Evet, zaten üretiyorum ve şöyle söyleyeyim, babama ‘Türkü Baba’ lakabını yakıştırdıkları için bana ‘Türkü Bala’ diyorlar. Ama babam Türk halk müziği sanatçısı gerçekten. Ben özgün müzik yapıyorum.”

SORU: Bunun özellikle altını çizelim öyle mi?

Kaan Kısaparmak: “Ben altını çiziyorum çünkü mesela geçenlerde, ‘Şarkılar Bizi Söyler’ de bir türkü gecesi yaptık. Öncelikle oradaki bütün müzisyen büyüklerime, orkestramıza başta yapımcım Polat Yağcı’ya teşekkür ediyorum. Şöyle söyleyeyim, türkü gecesi olduğu için Türk halk müziğinin genç yıldızı gibi lanse edildim. Ama ben adımın Türk halk müziği ile yan yana bulunmasında hata buluyorum. Neden? Çünkü ben Türk halk müziği yapmıyorum. Türk halk müziği keşke yapabilsem.”

Fatih Kısaparmak: “Estağfurullah. Sen, Çağdaş, halk müziğinin genç seslerindensin bence.”

Şebnem Kısaparmak: “Çok da güzel türküler söyledin. Gerçekten çok güzeldi. O gece türkü gecesi olduğu için anonim türküler okudu Kaan.”

SORU: Tabii aldıklarını yansıtman çok değerli ama özgün müzik yapmak da çok değerli değil mi?

Kaan Kısaparmak: “Artık özgün müziğin eskisi kadar değeri yok gibi düşünüyorum. Bundan dolayı aslında üzülüyorum. Çünkü Eğilmem albümü de son 15 senenin yapılmış en iyi özgün albümüdür. Ben Osman İşmen ile çalıştım. Osman İşmen, babamdan Ahmet Kaya’ya, Selda Bağcan’a, özgün müziğin birçok dev ismini parlatmış bir aranjör gerçekten. Aslında keşke doksanlara doğsaymışım gibi bir düşüncem var yani.”

SORU: Zaten senin ruhun doksanlar gibi.

Kaan Kısaparmak: “Evet, hala doksanlarda yaşıyorum.”

Şebnem Kısaparmak: “Öyle, hepimiz doksanlarda yaşıyoruz.”

Kaan Kısaparmak: “Evet, özellikle annemin albümündeki sound’lar olsun, babamda olsun, hep doksanlara özendiğimiz için böyle soundlar çıkartıyoruz. Yoksa insanlarda şey algısı oluşuyor; ‘Biz bunu babandan dinledik. Biz bunu bundan dinledik. Neden aynı şeyi tekrarlıyorsun?’ diyorlar. Kardeşim ne yapalım? Mal bu kadar işte.”

Fatih Kısaparmak: “Bu bir bayrak yarışıdır.”

SORU: Sen de yorumunu katıyorsun ve böylelikle daha oluyor bence.

Kaan Kısaparmak: “Evet kesinlikle.”

Fatih Kısaparmak: “Tabii ki.”

Şebnem Kısaparmak: “Çok güzel yorumluyor. Hakikaten ben anne olarak konuşmuyorum. Annesi olarak değil, bir dinleyici olarak söylüyorum.”

Fatih Kısaparmak: “Şu noktada haklı ama. Halkımızın kulağı 4, en fazla 8 mezurluk sürekli tekrar yöntemiyle ezberletilen, ezberlemesi, tekrarı kolay fakat müzikal içeriği olmayan sözde şarkılara, bestelere maalesef alıştırıldı.”

Kaan Kısaparmak: “Aslında bunda bence müzisyenlerin ya da halkımızın bir kabahati yok. Alıştırılan sistemle alakalı bir şey var. Halka ne verirsen alır. İyiyi verirsen alan bir milletiz biz.”

Fatih Kısaparmak: “Bravo, iyi şeyleri verirsen hep alır insanımız.”

Şebnem Kısaparmak: “Ben inanıyorum ki sen daha çok güzel şeyler vereceksin bu millete. Çok güzel bir sesin, çok güzel bir yorumun var.”

Fatih Kısaparmak: “Eğilmem demeye devam et.”

Şebnem Kısaparmak: “Eğilmem dedi, çok büyük çıkış yaptı. Eğilmeden bükülmeden hakkınla, bak gırtlağınla, Allah sana vermiş o sesi, o yeteneği. Eline vermiş o bağlamayı ve çalmayı. O sesi nasip etmiş. Yolun açık olsun yavrum. Ülkemizin bütün gençlerinin yolu açık olsun.”

Fatih Kısaparmak: “Sana da çok teşekkür ediyoruz. Bütün arkadaşlara ayrı ayrı teşekkür ediyoruz, zahmetlerinize, ilginize. Evet, sen biraz önce ima ettin, her taşın altından çıkan insanlar değiliz. Böyle biraz yerinde durmayı, öne fırlamamayı tercih ederek yaşıyoruz. Ama sizin gibi kıymet bilenlerin kıymeti daim olsun.”

Şebnem Kısaparmak: “Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Özelikle de yıllardır Anadolu’dan beslenen ve Anadolu’ya seslenen insanlar olarak gerek yaptığımız programlarla, gerek şiirlerle, türkülerle, şarkılarla Anadolu Ajansı’na özel teşekkür ediyoruz.”

Fatih Kısaparmak: “Aynen öyle. Ne varsa Anadolu’da var.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*